Bazen düşünüyorumda hepimiz kendimizi başkalarından çok farklı sanıyoruz, ama aslında birbirimize o kadar çok benziyoruz ki…Bu yüzden birbirimize ne denli çok görünmez bağlarla bağlı olduğumuzu bir bilsek her şey öylesine değişecekki…Ama bu bağları göremiyoruz bir türlü…Herkes kendisi diye bilmediği bir başkasını anlatıyor ve sonra yeniden kendi karanlığına gömülüyor…Birlikte ama yalnız…hayat ertelenen yaşanmamışlık değilmi…!hayat yaşandığı kadar vardır
gerisi ya hafızalardaki hatıra
yada hayallerdeki ümittir.benden sana yazılan hayata dair küçük bir eklenti
yazan:
f.feza büyükkahraman
Nisan 15, 2008 at 9:33 am
AH O MASKELER
İnsanca olan her şeyden korkuyoruz.Duygularımızın açığa çıkaçağı fikri uykularımızı kaçırıyor. Perdenin arkasına saklanıyoruz. Sisli havaları çok seviyoruz. Kendimizi göstermemek için türlü türlü maskeler icad ediyoruz. Sonra o maskelerle yaşamaya başlıyoruz. Maske öylesine yapışıyor ki yüzümüze, bir süre sonra tenimizden ayrılmaz hale geliyor. Olgunluk maskesi ciddiyet maskesi bir gün birini bir gün diğerini takıp çıkıyoruz ortalığa.. Aklımız sıra güvendeyiz artık.
Maskemizi düşürmeye kalkışanlara şiddetle karşılık veriyoruz. Ya kırıcı oluyoruz ya da arkamıza bakmadan kaçıyoruz. Zaman sa deli bir ırmak gibi akıp gidiyor önümüzden. Biz hayatımızı ”Bugün hangi maskeyi taksak” sorularıyla tüketirken duygular bir bir yok oluyor içimizde.. Bir kez daha elimize asla geçmeyecek mutluluk fırsatlarını teperken yüreğimiz kıpırdamıyor bile. Öyle donmuş kanımız, öyle kanıksamışız ki maskeli yaşama etrafmızda tek tek gördüğümüz maskesiz insanları küçümsüyoruz. Küçümsemekle kalmıyor ayıplıyoruz da üstelik.
Oysa onlar oldukları gibiler. İçleri neyse dışları da o. Sevinçleri hüzünleri çoşkuları, aşkları oldukları gibi yansıtabiliyorlar. Ve buu yapabildikleri için o kadar şanslılar ki. Peki kim zayıf şimdi? Yüzlerinde maske ile dolaşanlar mı. Duygularını saklamayan, dilediğince yaşayan içinde ki çoçuğu öldürmeyenler mi? Duygularımızın açığa çıkmasından korktuğumuz için biz zayıfız elbette. Dilimizin ucuna kadar gelen sözcükleri bir söyleyebilsek, bu zayıflığın üstesinden gelebileceğiz. İşte o zaman cesur olacağız , işte o zaman mutlu edeceğiz içimizde ki çoçuğu. Öylesine bir huzur yayılacak ki içimize, anlatamıyacağız, anlatacak sözcük bulamıyacağız.
Mutluluğun gerçek adı gerçek kaygı duymadan hissettiğini dilediğince söyleyebilmek olmalı.
yazan:
f.feza büyükkahraman
Nisan 15, 2008 at 9:46 am
BUDA GEÇECEK
Daha nerede durup nerede terkedeceğimize karar veremezken… Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmezken…Hayatı yaşamaya değer kılan duyguların yokluğu hissedilir oldu yüreklerde…
Gönül duymazken dinlemezken, göz görmezken… Ama gönül görürken… Hayat daha mı anlamlıydı?
Başımıza neler gelecek daha. Neleri sığdıracağız şu kısacık hayata… Bir anda olacak her şey… Mutluluğu bir yana, başa gelince cefası çekilen dostu özlüyor yürek… Sevgiyi özlüyor. Yalanı aslına tercih edemiyor ya, hep onu arıyor. Sımsıkı sarıldığı yalnızlığının himayesinde yetişiyor; kendisini hayata yalnızlığıyla hazırlıyor. Hayatın akıp gittiğini farketse, yıkılacak… Yok o istemiyorbunu bilmeyi. Yaşamaya başlamak için özleminin bitmesini bekliyor. Ne yaşayacaksa o dostla olsun, hayatının anlamı o olsun… Daha neler neler istiyor yürek… bir zaman sonra her şey bitecek,hiçbir şey başlamadan bitecek her şey… Oysa o kadar çok şey yaşanmış olacak ki… O da farkedecek sonunda ya çok geç olacak… Yaşadığı hayal kırıklığını isimlendirmek için kelime bulamadığında, bildiklerinin kaderiyle uyuşmadığını anlayacak. Hak verecek tüm gönüllere… Ama bulana dek arayacak, az şey bulmayacak. Bulduklarını birbirine eklediğinde hep bir şeylerin eksik kaldığını görünce anlayacak her şeyi tam anlamıyla elde edemeyeceğini. Yaşadıkça öğrenecek…
Kaybedeceği korkusu değil ondaki, kazanamayacağı düşüncesi. Kaybetme şansı olsa kendini iyi hissedebilecek belki bir parça. Ama hiç kazanamadı ki ne kaybedecek!.. Mahkumdu o belki de kaybetmeye, her zaman olmasa da çoğu zaman… Hayat ne kadar yaşamaya değerse de daha azına layık gördüğü için mi kendine bunca eziyeti?..
Suskun yüreğim benim… Kimse arkasına dönüp bakmazken, kimse senin neler yaşadığını anlayamazken… Ve tüm yaşananları senden başka kimsenin aynıyla yaşayacağından emin olamazken… Var mı içine kapanıp ağlamak?.. Susma yüreğim. Bak akıp gidiyor hayat. Yaşamak sevmekse sen yaşa yaşanabileceklerin en iyisini, özlemekse yaşamak sen en çok özleyen ol…
Hayatın anlamını yalnızlığa vurulan darbede bir dost arayarak bulmaya çalışmaksa kader… Kader bizim yapabildiklerimizse… Kalk yüreğim, sen elinden geleni yap. Gerisi senden sorulmaz, merak etme…
Değil mi ki O her şeyin asıl sahibi… Ve tüm sevgilerin… Dayan yüreğim, bu da geçecek…
yazan:
f.feza büyükkahraman
Nisan 15, 2008 at 9:52 am
site gerçekten çok güzel olmuş… gerçekten site super tebrik ederim yeni yazılarınızı bekliorum
Bazen düşünüyorumda hepimiz kendimizi başkalarından çok farklı sanıyoruz, ama aslında birbirimize o kadar çok benziyoruz ki…Bu yüzden birbirimize ne denli çok görünmez bağlarla bağlı olduğumuzu bir bilsek her şey öylesine değişecekki…Ama bu bağları göremiyoruz bir türlü…Herkes kendisi diye bilmediği bir başkasını anlatıyor ve sonra yeniden kendi karanlığına gömülüyor…Birlikte ama yalnız…hayat ertelenen yaşanmamışlık değilmi…!hayat yaşandığı kadar vardır
gerisi ya hafızalardaki hatıra
yada hayallerdeki ümittir.benden sana yazılan hayata dair küçük bir eklenti
AH O MASKELER
İnsanca olan her şeyden korkuyoruz.Duygularımızın açığa çıkaçağı fikri uykularımızı kaçırıyor. Perdenin arkasına saklanıyoruz. Sisli havaları çok seviyoruz. Kendimizi göstermemek için türlü türlü maskeler icad ediyoruz. Sonra o maskelerle yaşamaya başlıyoruz. Maske öylesine yapışıyor ki yüzümüze, bir süre sonra tenimizden ayrılmaz hale geliyor. Olgunluk maskesi ciddiyet maskesi bir gün birini bir gün diğerini takıp çıkıyoruz ortalığa.. Aklımız sıra güvendeyiz artık.
Maskemizi düşürmeye kalkışanlara şiddetle karşılık veriyoruz. Ya kırıcı oluyoruz ya da arkamıza bakmadan kaçıyoruz. Zaman sa deli bir ırmak gibi akıp gidiyor önümüzden. Biz hayatımızı ”Bugün hangi maskeyi taksak” sorularıyla tüketirken duygular bir bir yok oluyor içimizde.. Bir kez daha elimize asla geçmeyecek mutluluk fırsatlarını teperken yüreğimiz kıpırdamıyor bile. Öyle donmuş kanımız, öyle kanıksamışız ki maskeli yaşama etrafmızda tek tek gördüğümüz maskesiz insanları küçümsüyoruz. Küçümsemekle kalmıyor ayıplıyoruz da üstelik.
Oysa onlar oldukları gibiler. İçleri neyse dışları da o. Sevinçleri hüzünleri çoşkuları, aşkları oldukları gibi yansıtabiliyorlar. Ve buu yapabildikleri için o kadar şanslılar ki. Peki kim zayıf şimdi? Yüzlerinde maske ile dolaşanlar mı. Duygularını saklamayan, dilediğince yaşayan içinde ki çoçuğu öldürmeyenler mi? Duygularımızın açığa çıkmasından korktuğumuz için biz zayıfız elbette. Dilimizin ucuna kadar gelen sözcükleri bir söyleyebilsek, bu zayıflığın üstesinden gelebileceğiz. İşte o zaman cesur olacağız , işte o zaman mutlu edeceğiz içimizde ki çoçuğu. Öylesine bir huzur yayılacak ki içimize, anlatamıyacağız, anlatacak sözcük bulamıyacağız.
Mutluluğun gerçek adı gerçek kaygı duymadan hissettiğini dilediğince söyleyebilmek olmalı.
BUDA GEÇECEK
Daha nerede durup nerede terkedeceğimize karar veremezken… Neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmezken…Hayatı yaşamaya değer kılan duyguların yokluğu hissedilir oldu yüreklerde…
Gönül duymazken dinlemezken, göz görmezken… Ama gönül görürken… Hayat daha mı anlamlıydı?
Başımıza neler gelecek daha. Neleri sığdıracağız şu kısacık hayata… Bir anda olacak her şey… Mutluluğu bir yana, başa gelince cefası çekilen dostu özlüyor yürek… Sevgiyi özlüyor. Yalanı aslına tercih edemiyor ya, hep onu arıyor. Sımsıkı sarıldığı yalnızlığının himayesinde yetişiyor; kendisini hayata yalnızlığıyla hazırlıyor. Hayatın akıp gittiğini farketse, yıkılacak… Yok o istemiyorbunu bilmeyi. Yaşamaya başlamak için özleminin bitmesini bekliyor. Ne yaşayacaksa o dostla olsun, hayatının anlamı o olsun… Daha neler neler istiyor yürek… bir zaman sonra her şey bitecek,hiçbir şey başlamadan bitecek her şey… Oysa o kadar çok şey yaşanmış olacak ki… O da farkedecek sonunda ya çok geç olacak… Yaşadığı hayal kırıklığını isimlendirmek için kelime bulamadığında, bildiklerinin kaderiyle uyuşmadığını anlayacak. Hak verecek tüm gönüllere… Ama bulana dek arayacak, az şey bulmayacak. Bulduklarını birbirine eklediğinde hep bir şeylerin eksik kaldığını görünce anlayacak her şeyi tam anlamıyla elde edemeyeceğini. Yaşadıkça öğrenecek…
Kaybedeceği korkusu değil ondaki, kazanamayacağı düşüncesi. Kaybetme şansı olsa kendini iyi hissedebilecek belki bir parça. Ama hiç kazanamadı ki ne kaybedecek!.. Mahkumdu o belki de kaybetmeye, her zaman olmasa da çoğu zaman… Hayat ne kadar yaşamaya değerse de daha azına layık gördüğü için mi kendine bunca eziyeti?..
Suskun yüreğim benim… Kimse arkasına dönüp bakmazken, kimse senin neler yaşadığını anlayamazken… Ve tüm yaşananları senden başka kimsenin aynıyla yaşayacağından emin olamazken… Var mı içine kapanıp ağlamak?.. Susma yüreğim. Bak akıp gidiyor hayat. Yaşamak sevmekse sen yaşa yaşanabileceklerin en iyisini, özlemekse yaşamak sen en çok özleyen ol…
Hayatın anlamını yalnızlığa vurulan darbede bir dost arayarak bulmaya çalışmaksa kader… Kader bizim yapabildiklerimizse… Kalk yüreğim, sen elinden geleni yap. Gerisi senden sorulmaz, merak etme…
Değil mi ki O her şeyin asıl sahibi… Ve tüm sevgilerin… Dayan yüreğim, bu da geçecek…